Gündem

AYNAYA BAKMA VAKTİ: ATLAS’IN KALBİNDEKİ BIÇAK KİMİN ELİNDE?

Belki dün Güngören Kuyulu Camii’nin avlusunda değildim. Atlas’ın tabutuna omuz verenlerin arasında yer alamadım. Ama o haber ekranlara düştüğünden beri kalbim o sokakta, aklım o caminin avlusunda asılı kaldı. Gitmesek de görmesek de biliyoruz ki; dün omuzlanan sadece 17 yaşında bir gencin bedeni değildi, hepimizin yarım kalmış geleceği, toplumun çökmüş vicdanıydı.

17 yaşındaki Atlas Çağlayan, İstanbul’un orta yerinde bir anlık öfkenin, bir "yan bakma" davasının ve sahte bir delikanlılık illüzyonunun kurbanı oldu. Atlas gitti; peşinde dumanı tüten bir acı ve hepimizin üzerine sıçrayan o ağır utancı bıraktı. O dün dualarla Kocasinan Mezarlığı’na defnedilirken, aslında bir kuşağın masumiyetini de o soğuk toprağın altına bıraktık.

Bu ağır tablonun sorumlularını çok uzakta aramaya gerek yok, aynaya bakmamız yeterli. Çünkü biz, şiddeti 'karizma', zorbalığı 'özgüven' ve nezaketi 'eziklik' olarak etiketleyen karanlık bir kültürü sessizce besledik. 

Atlas’ın katili, sadece o bıçağı saplayan çocuk değil. O katil; ekranlarda şiddeti estetize edenlerin kaleminde, sokaktaki kavgayı film izler gibi telefonuna kaydedenlerin kayıtsızlığında ve "Sana vurana sen de vur" diyerek öfkeyi kutsayanların dilindedir.

Okul koridorlarında başlayan akran zorbalığını "çocukluktur geçer" diye geçiştirdiğimiz her an, o bıçağı bir çocuğun cebine aslında biz yerleştirdik. Dijital dünyanın karanlık dehlizlerinde, "racon kesmeyi" hayatın tek gerçeği sanan bir nesil yetişirken biz başka yönlere bakıyorduk. Şimdi bir çocuğun ardından uzaktan da olsa yas tutarken, kendi ihmallerimizle yüzleşmek zorundayız.

Eğer bir toplumda "yan bakmak" bir savaş sebebi sayılıyor ve bir gencin hayatı bir sokak arasında sönüyorsa, o toplumun ruhu ağır hastadır. Adaleti hukuktan değil, belindeki silahtan ya da elindeki bıçaktan bekleyen bu karanlık zihniyet, durdurulmazsa hepimizi birer birer yutacak.

ARTIK YETER! 

Başka Atlasların kanı kurumadan, şiddetin bir "karizma" değil, bir "hastalık" olduğunu kabul etmek zorundayız. Eğitimi sadece sınav notlarından ibaret görmeyi bırakıp, acilen "insan kalabilme" dersine dönmeliyiz.

Atlas Çağlayan’ın adı bir istatistik verisi olarak kalmamalı. O, bizim için bir uyanışın simgesi olmalı. Çünkü merhametin sustuğu, bir bakışın bedelinin can olduğu bir yerde; hiçbirimiz ve hiçbir çocuğumuz güvende değildir.


BU YAZI; 17 yaşında hayattan koparılan Atlas Çağlayan’ın aziz hatırasına ve çocuklarını şiddet sarmalına kurban veren tüm acılı ailelere ithaf edilmiştir. Sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Atlas’ın yarım kalan gülüşü, bizim toplum olarak ödemek zorunda olduğumuz en ağır borçtur.