Kadınlar Nasıl Anlatılıyor?
07/01/2026 19:54 | Son Güncelleme : 09/01/2026 17:56 | Okunma Sayısı : 117 | Bilge Temeloğlu
“Bu kadar dramatik olma.”
Gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız bu cümle, masum bir uyarı gibi görünse de arkasında köklü bir yargıyı barındırır. Kadınların duygusal, dolayısıyla da rasyonel karar alma kapasitesi sınırlı bireyler olduğu varsayımı… Bu varsayım yalnızca bireysel ilişkileri değil; kamusal alanda kadınların nasıl algılandığını, nasıl temsil edildiğini ve ne ölçüde ciddiye alındığını da doğrudan etkiler.
Hukuk, eşitlik ilkesini yalnızca normatif düzlemde değil; toplumsal algı ve temsil biçimleri üzerinden de düşünmeyi gerektirir. Çünkü eşitsizlik, çoğu zaman açık ayrımcılıktan değil, yerleşik kabullerden beslenir. “Duygusal kadın” etiketi de bu kabullerden biridir.
Medya ve kurgu dünyası bu etiketin yeniden üretildiği en güçlü alanlardan biridir. Dizi ve filmlerde kadın karakterler çoğunlukla aşk ilişkileri üzerinden tanımlanır; kararları duygusal dalgalanmalara bağlanır ve hikâye ilerledikçe rasyonellikleri sorgulanır. Son yıllarda güçlü, ekonomik olarak bağımsız kadın figürleriyle karşılaşsak da bu karakterlerin dahi anlatımlar içinde romantik krizlerle dengelendiğini görmek mümkündür.
Kadın karakterlerin bir araya geldiklerinde hangi konular üzerinden görünür kılındığı ise ayrı bir sorundur. Kurgu dünyasında kadınlar arasındaki diyalogların çoğu zaman erkekler, ilişkiler ve romantik beklentiler etrafında şekillenmesi, kadınların kamusal ve entelektüel varlığını tali hâle getirir. Oysa gerçek yaşamda kadınlar yalnızca özel alanın değil; hukukun, siyasetin, bilimin ve karar alma mekanizmalarının da öznesidir.
Bu noktada Bechdel Testi, kadın temsiline ilişkin yapısal bir sorunu görünür kılması bakımından dikkat çekicidir. Test, bir yapımda en az iki kadın karakterin bulunup bulunmadığını, bu karakterlerin birbiriyle iletişim kurup kurmadığını ve bu iletişimin erkekler dışında bir konuya odaklanıp odaklanmadığını sorgular. Oldukça temel görünen bu ölçütler, pek çok kült yapım tarafından dahi karşılanamamaktadır.
Burada sorun, kadın karakterlerin sayısal eksikliğinden ziyade, onlara biçilen rollerin sınırlarıdır. Kadınlar anlatının içinde vardır; ancak çoğu zaman özne olarak değil, bir ilişkinin, bir duygunun ya da bir erkeğin tamamlayıcısı olarak konumlandırılır. Bu anlatı dili, toplumsal hayatta kadınların karar verme yetkinliğine duyulan güvensizliği de besler.
Hukuki eşitlik, yalnızca yasalar önünde eşitliği değil; bireylerin akıl, irade ve karar kapasitesinin eşit kabul edilmesini de gerektirir. Kadınların sürekli “duygusal” olarak kodlanması, bu kapasitenin dolaylı biçimde tartışmaya açılması anlamına gelir. Bu durum, iş hayatından siyasete kadar pek çok alanda kadınların meşruiyetini zedeleyen görünmez bir bariyer oluşturur.
Bechdel Testi kusursuz bir ölçüt değildir. Ancak bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Kadınların hikâyeleri eksik değil; anlatım biçimleri sınırlıdır. Kadınlar yalnızca âşık olan, bekleyen ya da tepki veren figürler değildir. Düşünen, üreten, itiraz eden ve dönüştüren bireylerdir.
Kurgu dünyası toplumsal gerçeklikten besleniyorsa, bu gerçekliğin yarısını oluşturan kadınları tek boyutlu anlatmakta ısrar etmek artık bir tercih değil, bir sorumluluk ihlalidir.
Belki de asıl soru şudur:
Kadınlar neden “duygusal” olarak anlatılıyor değil; neden hâlâ tam ve eşit özne olarak anlatılmıyor?
Bilge Temeloğlu
Stajyer Avukat
06.01.2026
Bunlar da ilginizi çekebilir
BAYRAM YORGUNU İŞÇİLER
8 ay önceDARAĞACINA SIĞMAYAN TARİH
8 ay önceERGENE DEVLET HASTANESİ'NİN VİTRİN POLİTİKASI
429 milyon TL’lik devlet yatırımıyla yükselen Ergene Devlet Hastanesi, kamu hizmetinin nasıl “yerel algı aracı”na dönüştürüldüğünün çarpıcı bir örneği. Projenin sahibi devlet, ama sahiplenen belediye yönetimi. Yani Devlet Yapıyor, Belediye Story atıyor.
8 ay önce