MANŞET (SİZ)SİNİZ!
10/01/2026 18:29 | Son Güncelleme : 11/01/2026 10:11 | Okunma Sayısı : 99 | Hasan Öztürk
……….. günü kutlu olsun ……….. gününüzü kutluyorum ………… kutlar, sağlık ve başarılar dilerim.
O tanıdık cümle yine zihnimde dolaşıyor bugün: “Cümlenin anlamını bozmadan noktalı yerleri doldurunuz.”
Boşluklar çok… Ama o boşluklara gelecek kelimeler bir o kadar klişe. Çünkü bu ülkede bazı günler, bazı meslekler ve bazı mücadeleler hep aynı ezber cümlelerle geçiştiriliyor.
Evet, bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.
Çalışan Gazeteciler Günü’nün manasını herkes bilir mi bilmem ama bilmeyenlere hatırlatmak boynumuzun borcu: Bu gün; gazetecilere tanınan hakları ve 212 sayılı kanunun yürürlüğe girmesini protesto etmek için gazete patronlarının baskılarına karşı gazeteleri basmama kararı alanlara karşı; Sokaklara çıkan, gazetelerini patronsuz, halk için çıkaran gazetecilerin dayanışma ve cesaret günüdür.
Bu nedenle bir kutlama değil yalnızca; Bir hafıza, Bir itiraz, Bir direniş günüdür.
İnsan yaşarken her zaman doğruyu seçemiyor. Daha doğrusu çoğu zaman seçmesine izin verilmiyor. Ama bazen, bazıları “gazetecilikte özel kalem” olmayı tercih ediyor.
Kimi mecbur bırakıldığı için, Kimi kendi isteğiyle…
Ve kalem özelleştirildikçe; Gazeteci tekelleşiyor, tetikleşiyor, hakikatten uzaklaşıyor.
Bugün “yandaş”, “merkez”, “ana akım” gibi kavramlarla süslenen şeyin özü tam olarak bu. Kalemin sahibinin gazeteci değil, güç olduğu bir düzen.
Şimdi daha net geliyor mu boşluklar? Ve o boşlukları doldurmanın neden bu kadar zor olduğu?
Ben artık noktaları kaldırıp kelimeleri yerleştirmekte zorlanıyorum. Çünkü bazı kelimeler ya yasaklı ya sürgünde.
Özdemir Asaf der ki: “İyi bir gazete, kendisiyle konuşan ulustur.” Çok Severim bu sözü.
Kelamlar kaleme dökülemiyor özgürce. Cesur kalemlere sansür uygulanıyor, Hapishane köşeleri gösteriliyor, faili meçhul listeleri hatırlatılıyor.
İpekçi… Emeç… Mumcu… Kışlalı… Öz… Tütengil… Doğanay… Kaftancıoğlu… Anter… Yurdakul… Hablemitoğlu… Dink… Göktepe… Ve adını sayamadığımız niceleri…
Mürekkebi kuruyan kalemlerin düşünceleri de mi kurur sandınız?
Eğer bir gazetecinin fikirleri özgürce uçamayacaksa, Ne işe yarar manşetlerin puntoları? Ne anlamı kalır sayfa sayfa gazeteler?
Bir de bugünün gazeteciliğine bakalım… Sadece baskıya değil; algoritmalara, tıklanma sayılarına, reytinge ve reklama teslim edilmiş bir gazetecilik var artık.
Haber, kamu yararı için değil; “kaç kişi okur?” “kaç saniye durur?” “trend olur mu?” sorularıyla ölçülüyor.
Gazeteci, muhabir olmaktan çok içerik üreticisine, Haber, hakikatten çok pazarlanabilir bir metaya dönüşüyor.
Ülkemizdeki gazetecilik eğitimine bakalım mı biraz da?
Geçtiğimiz günlerde rastladığım bir rapor, bu tablonun neden bu kadar karanlık olduğunu bir kez daha gösteriyor. İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı’nın hazırladığı rapora göre; Türkiye’de 60 iletişim fakültesinde 67 binden fazla öğrenci eğitim görüyor.
Ve bu raporda özellikle gazetecilik bölümü mezunlarının; Türkiye’de en fazla işsiz veren bölümler arasında ilk sıralarda olduğu vurgulanıyor.
TÜİK verileri de bunu doğruluyor: Son beş yılda en yüksek işsizlik oranına sahip bölümlerin ilk üçünde “gazetecilik ve enformasyon” yer alıyor.
Üstelik sorun yalnızca işsizlik değil. Kayıt dışı çalışma, Güvencesizlik, Sigortasızlık, Uzun mesailer, Düşük ücretler…
Daha mesleğe adım atmadan başlayan sistematik bir kuşatma söz konusu.
Kısacası; Mezunu çok, İşi yok, Parası yok gazeteciler…
İşi olanın patronu var, Baskısı var, Çok işi var ama emeğinin karşılığı yok.
Bu konu üzerine sayfalarca yazı yazılabilir. Manşetler, sürmanşetler atılabilir. Ama yukarıdaki o boşlukları bugün ben doldurmayacağım.
Bugün kaleminizi elinize alın ve hiç kimsenin onayını beklemeden,sansür korkusu olmadan.
Kalemi kırmadan, Satmadan, Düşüncelerinize kelepçe vurmadan…
Beyaz sayfaları karalayın. Çünkü bazen bir cümle, Bir manşetten daha güçlüdür.
Sevgiyle kalın. Gazete okuyarak güçlü olun. Unutmayın; bugün Manşet SİZ siniz!
SEMANUR SAYGIN ÖZAY
10.01.2026
Bunlar da ilginizi çekebilir
BAYRAM YORGUNU İŞÇİLER
8 ay önceDARAĞACINA SIĞMAYAN TARİH
8 ay önceERGENE DEVLET HASTANESİ'NİN VİTRİN POLİTİKASI
429 milyon TL’lik devlet yatırımıyla yükselen Ergene Devlet Hastanesi, kamu hizmetinin nasıl “yerel algı aracı”na dönüştürüldüğünün çarpıcı bir örneği. Projenin sahibi devlet, ama sahiplenen belediye yönetimi. Yani Devlet Yapıyor, Belediye Story atıyor.
8 ay önce